Dünya devi Procter&Gamble'ın bir aile şirketi olarak ilginç bir kuruluş hikâyesi var. Ancak hikâyeyi daha da ilginç kılan kuruluşun yıllar içinde kendini bir dünya markası olarak nasıl konumladığı. Yıl 1837, yer ABD'nin orta batısı.
Yeni kıtaya henüz göçmüş William Procter ile James Gamble, Cincinnati'ye yani batının başkentine geldiklerinde, yolculuklarına son verirler. Procter mum, Gamble ise sabun üretimine başlar. Olivia ve Elizabeth Norris adlı iki kardeşle evlenmeleri ve kızların babası, Alexander Norris'in 'birlikte çalışın' önerisi, yeni bir ortaklık kurmalarına neden olur. Her birisi kendi ürününü yapar ve satar. Ancak 1920'lerde ampulün bulunmasıyla mum üretimi durdurulur. P&G için dönüm noktası iç savaşta olur. Askerlere dağıtılan sabun ve mumlar onlarla birlikte evlere de taşınınca şirketin ürünü de, ünü de yaygınlaşır.
Yıl 1879. İkinci kuşaktan eğitimli kimyager olan James Norris Gamble, ithal sabunlarla aynı kalitede ama daha ucuza beyaz renkte Ivory Soap'ı geliştirir. 1945'e kadar 30'dan fazla farklı çeşitte sabun üretilir. Önce Kansas City'ye, ardından da Kanada Ontario'da yeni fabrikalar açılır. Yenilikçi bir kültüre sahip olan P&G, yepyeni ürünleri art arda piyasaya sürer. Toz şeklinde üretilen Ivory Flakes, çamaşır makineleri için üretilen ilk sabun Chipso, ilk sentetik ev deterjanı Dreft ve bitkisel ilk margarin Crisco bunlardan bazılarıdır. 1946'da Ivory sabunundan sonra en önemli icat Tide deterjanı piyasaya sürülür. İlk fluoridli diş macunu Crest, 1961'de Pampers, 1963'de Folger's Coffee'nin satın alınması ve çamaşır ürünleri alanındaki başarısını ilk yumuşatıcısı olan Downy ile pekiştirmesi olur.
P&G 1980 yılında, 150. kuruluş yılına yaklaşırken, tarihinin en kapsamlı büyüme atılımına hazırlanır. Çok kısa sürede de Amerika'nın en büyük çokuluslu kuruluşlarından biri haline gelir. 1982'de Norwich Eaton Pharmaceuticals ve 1985'te Richardson-Vicks şirketlerini satın alır. Noxell, Max Factor ve Ellen Betrix'i de portföyüne katar. Pampers, Always/Whisper, Pantene Pro-V, Tide, Ariel, Crest, Vicks ve Oil of Olay gibi markalarla liderliği yakalar. 2001'de saç boyaları ve bakımında dünya lideri olan Clairol'i satın alır. Ürün portföyünde milyar dolarlık 12 markası bulunan P&G, 2003'te Wella AG'nin de kontrol hisselerini alır. 2005'te Gillette şirketiyle birleşen kuruluş, milyarlık markalar portföyüne 5 marka daha ekler.
P&G, 22 yıldan bu yana Türkiye'de. Kuruluşun ülkemize gelişi Mintax markasının alımıyla gerçekleşir. Türkiye operasyonun başında ise uzun yıllar yurtdışında P&G'de görev yapmış Saffet Karpat bulunuyor. P&G Kafkasya ve Orta Asya Bölge Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü Karpat, aslen Balkanlı ancak Adana'da doğmuş. Çocukluğu ise İstanbul'da geçmiş. Babanın bankacı olması sebebiyle sürekli tayin yaşayan Karpat ailesi Adana'dayken Saffet Karpat doğar. 1,5 yaşındayken İstanbul'a gelirler. Karpat, Darüşşafaka Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu. İşletme ilk tercihidir. Öğrencilik yıllarında THY'de hava kontrolörü olarak beş yıl çalışır. O günlere ilişkin sorumu, "İş olarak zor ama eğitim hayatımı devam ettirmem için iyi bir işti." diyerek cevaplıyor. Üniversiteyi bitirir ve yurtdışında kariyer fırsatları aramaya başlar. İşletme masterını yapmak üzere İsviçre-Lozan'a gider. Eğitimini tamamladıktan sonra 1984'te P&G'de işe başlar. Peki, neden P&G dediğimde ise, "Dünyada iş anlamında önemli ilk üç şirketten biriydi. İş terfi sistemi konusunda çok başarılıydı ve son olarak da bu stratejileri hayata geçirmiş önemli şirketlerden biriydi." diyor.
"İş terfi sistemi kurumsallaşmış bir şirkette çalışmanın anlamı nedir?" diye soruyorum, Karpat, P&G'de çalışmanın en can alıcı noktasına değiniyor: "İş terfi sistemini kurmak çok uzun bir stratejiye dayanıyor. P&G 100 senedir bunu yapıyor. Şirketin her kademesinden çalışanı bu sistem içinde bir yerlere taşımak çok kolay olmasa da bunun hem yararları hem de eksiklikleri var. İlk önceliğimiz insan kaynağımızı yetiştirmek. Bu nedenle de çalışanlarımıza yatırım yapıyoruz. Avantajlarına gelince. Bir çalışanın iyi bir şekilde yetişebilmesi için bizimle uzun süreler çalışması gerekiyor. Bir çalışanın 'Artık P&G'de işe başladım. Kendimi bir yıl içinde göstermem lazım' gibi bir derdi olmuyor. İnsanlar orta ve uzun dönemli bir çalışma gayreti içine giriyorlar. Şirketin başarısında orta ve uzun dönemli düşünmek kritik bir öneme sahip. Aldığımız kararların değişik neticeleri de olsa istikrarlı olması çok önemli. Uzun vadeli düşünmenin ikinci olumlu yanı ise kadroların birbirine olan güveninin sağlanması. Güven olunca mekanizmaya katkı da yüksek oluyor."
Uzun süreli çalışma garantisi atalet oluşturur mu?
"Tabii, bunun da bir dengesi var. P&G'de terfi etme sistemi çok yol kat etmiş ve olgunlaşmış bir yapıya sahip. Başka şirketlerde bu kadar terfi alınamaz. Bizde ise şirketin çalışanın performansını çok iyi değerlendirdiği bir durumdan bahsediyoruz. Organizasyonel bir yapıda, 'Aman müdürün sözünü dinleyeyim' yaklaşımı değil, doğal bir hiyerarşi oluşturuyoruz. İnsanların performansı da buna göre oluşuyor. P&G'de bir müdür bir seviyeye geldiği zaman diğer çalışanlar o kişinin bunu hak ettiğini biliyor ve inanıyorlar. Hakkaniyetli ve adaletli bir sistem kurup, değerlendirmelerini de bu sisteme göre yaptığınızda bunun sonuçlarını olumlu olarak değerlendirebiliriz."
P&G yeni kariyer fırsatları oluşturuyor
"P&G bu sistemle dünyada en iyi 'idareci yönetici' yetiştiren şirket olarak kabul ediliyor. General Electric'in başındaki Jeffrey Immelt ilk işine P&G'de başlamış. Microsoft'un CEO'su Steve Ballmer da P&G'de iş deneyimi yaşayanlardan. Danone'un başındaki Serpil Timuray ki kendisi şu anda Vodafone'un CEO'su oldu. O da P&G'de kariyer hayatına başlayanlardan. Şu anda yurtdışında P&G'de yetişmiş ve çok iyi yerlere gelmiş, kariyer yapmış 60'a yakın Türk var. Bu P&G'nin oluşturduğu sistemin avantajlarıdır."
Eğitim yapılmazsa söylenenler boşa gider
P&G, yoğun eğitim yapan şirketlerden birisi. İşe girdikten sonraki ilk 5-6 sene eğitimlerle çok yoğun geçiyormuş. "Ben bile halen bu eğitimlere katılıyor ve yararlanıyorum. Ayrıca her idarecinin kendinden sonrakini yetiştirme ilkesi var. Biz buna 'İş Üzerinde Eğitim' diyoruz. Buradaki her yöneticinin zamanının yüzde 30'u eğitimlerde geçer." diyen Karpat, 1983'ten bu yana kurumda çalışıyor. İsviçre'de mezun olduktan sonra bu ülkede kalmaya karar veren Karpat, üretim yapan, reel sektörün içindeki firmalarda çalışmak ister. "Kendimi bankacı olarak hiçbir zaman göremedim." diyen Karpat, P&G'deki işe alım süreçlerine ilişkin bazı küçük teknik farklılıklar olsa da yaklaşımın çok uzun yıllardan beri aynı olduğunu söylüyor. "İşe Cenevre'de başladım. P&G Türkiye ile ortaklık anlaşması imzalayınca iki seneliğine Türkiye'de çalıştım. Daha sonra İtalya'ya gittim ve üç yıl şirketin finans departmanında çalıştım. Bir süre sonra Ortadoğu, Mısır ve Arabistan arasında kalan bölgede operasyonların başına geçtim. Başkan yardımcılığına getirildim. Ortadoğu ve Afrika'dan oluşan 101 ülkenin finanstan sorumlu başkan yardımcısı oldum. Ancak genel müdürlük de ilgimi çekiyordu. 2002'de bu kararımı söylemiştim. 2004'te de Türkiye fırsatı doğdu. Başarımda da sevdiğim işi yapıyor olmamın çok büyük etkisi var."
Türkiye'ye geç girdi ama hızlı yürüdü
"1984'te işe başladığımda Türkiye için herhangi bir girişim yoktu. 1986 yılı sonlarında başlayan ve hem Türkiye'yi hem de Mısır'ı kapsayan bir yapılanma söz konusuydu. P&G, Mısır'da da, Türkiye'de de ortaklıklar kurdu. Mintax'ın yarısı satın alındı. Böylelikle Türkiye ile ilk ortaklık 1987'de deterjanlarla başladı. Daha sonra 1990'larda da Eczacıbaşı'nın Prima, Orkid ve İpana ürünlerine ortak olunmuştu. Yine aynı dönemde Blendax markası da satın alındı. P&G'nin Türkiye'de Blendax'ı lisansla yapan şirketle de anlaşması vardı. Bütün bu markalar Mintax'ın altında deterjan ve şampuan kategorilerinde toplandı. 1990'da Sefaköy'deki fabrikada hem şampuan hem de deterjan üretilmeye başlandı."
Dünya devi geldiğinde Türk pazarı nasıldı?
P&G Türkiye'ye geldiğinde pazarda çok farklı markalar vardır. ALO oldukça güçlüdür. P&G markaya ortak olur. O gün pazarda var olan güçlü markalar bugün de yaşatılırken İpana, Prima ve Orkid pazar lideri olarak market raflarındalar. P&G ülkemizdeki portföyüne ACE, Ariel, Pantane ve Recoice gibi dünya markalarını da eklemiş. "Şampuan kategorimizi güçlendirdik ve Pantene pazar lideri oldu. Şimdi kategori lideri." diyen Karpat, 1997 yılına dönüyor. "Biz bu projelerle uğraşırken, ülkede krizler dönemi başladı. 1997'de Eczacıbaşı ile olan ortaklığımız bitti." diyen Karpat'a, "Tüm ürünler aynı işlevi görüyorken tüketici neden P&G ürünleri seçsin?" diye soruyorum. "P&G'nin farkı, dünyanın en iyi şirketlerinden biri olması. Dünyada Ar-Ge'ye yatırım yapan birkaç şirketten biriyiz. Çok ciddi bütçe harcıyoruz. Her zaman yenilikler yapıyoruz. İnsanların yaşamlarını nasıl daha keyifli hale getirebilirim peşindeyiz. Bir ürünün hayata nasıl adapte edileceği konusunda çok dikkatli araştırmalar yapıyoruz. Bu araştırmaları da "esas patron tüketicidir" anlayışıyla harekete geçiriyor. Tüketicinin ilgisini neler, niçin çekiyor bunu araştırıyoruz. Ürünün paketlenmesi, raflarda görünüşü gibi konular da çok önemli. Tüketiciye vaadimizin bulunduğu her konuda sözümüzü yerine getiriyoruz ve tüketicimizin sadakatini alıyoruz."
P&G'nin Türkiye'ye katkıları nelerdir?
"Öncelikle pazarlama, kaliteli ürün ve cazip ürün standartlarının gelmesinde büyük katkı sağladık. Kaliteli ürünlerin daha uygun fiyata alınmasını sağlıyoruz. Şimdiye kadar insanlar pazarlamayı hep "masraf" olarak gördüler. Oysa P&G pazarlamanın "yatırım" olarak görülmesini sağladı. Çünkü ürününüzü tüketiciye anlatmak zorundasınız. Bunu reklamla ya da pazarlamanın diğer bileşenlerini kullanarak yaparsınız. Medyanın reklam ajanslarının ve reklam yaratıcılığının gelişmesine katkıda bulunduk.
İK konusunda da ciddi yatırımlarımız var. Dünyanın önemli yerlerinde yönetici olarak görev yapan Türkler var. Ayrıca şimdi 6 bin kişiye istihdam sağlıyoruz. 500 milyon dolarlık üretim tesisi yatırımız var.
Üniversiteliler arasında en fazla çalışılmak istenen şirketlerden biriyiz. Her yıl 2 bin 500'ü geçen başvuru alıyoruz. Bilgi birikimlerini paylaşan bir şirketiz. Sadece pazarlama bölümlerinden değil, finanstan da başka şirketlerde görev alan arkadaşlarımız var."
Hangi özellikte çalışan alıyorsunuz ve sizinle çalışabilmenin kriterleri nelerdir?
"Türkiye'de ODTÜ, Boğaziçi, İTÜ, İstanbul Üniversitesi, Galatasaray, Koç üniversiteleri gibi çok başarılı ve kaliteli eğitim veren okullar var. P&G iş yaklaşımında hızlı karar veren, hızlı düşünen, analiz kabiliyeti olan, performansını araştırmaya, öğrenmeye odaklayan kişileri arıyor. Çalışanımızın organizasyon gücü ve çevresiyle işbirliği yapması çok önemli. Üniversite seçimini özellikle şu üniversiteler olsun diyerek yapmıyoruz. İlla bir not ortalaması peşinde değiliz. Ama bu saydığımız okullarda okuyan arkadaşlar, zaten belli kriterlere göre bu okulları kazanıp, okuyorlar. Biz de aradığımız temel özellikleri bu okullardan mezun olanlarda bulabiliyoruz. İşe alma konusunda çok fazla yatırım yapıyoruz. İşe aldığımız kişiyi başarılı kılmak için çalışıyoruz. İşe alalım başarılı olmazsa gider diye bir yaklaşımımız yok. Stajyer alırken de üçüncü sınıf öğrencilerini sanki işe alıyormuş gibi seçiyoruz. Stajyer başvurusu ile iş başvurusu yapan arkadaşlar aynı süreçten geçiyor. Belki daha sonra şirkette daha uzun süreli bir işe girecekler diye düşünüyoruz." diyen Karpat, hataların insanlar için iyi olduğunu düşünenlerden. Bazıları kabul etmiyor hatalarını ve hatalarının çoğunun sistemlerin sonucu olduğunu düşünüyor. Sorumluluklar belli bir çerçevede verildiğinde hataların oranında azalma olduğunu düşünüyor.
Kriz P&G'yi etkiler mi?
"Krizden etkilenmemek mümkün değil. İşçi çıkarmayı en son çare olarak görüyoruz. Yabancı sermayenin gelmesi için etkili bir takım çalışmalar yapmak gerekir." diyen Karpat'a son dönemdeki reklam kampanyasıyla duyurulan konsantramatik projesini soruyorum, "Konsantramatik ürünlere gitmek bir tüketici ihtiyacı. Japonya buna 10-15 sene önce geçti çünkü oradaki yaşam standartları bu projenin hayata geçmesini öngörüyordu. Türkiye'de de atık oluşturmayan konsantre ürünler çok önemli. Bu çalışma tüketicinin ve üreticinin birlikte yararlanacağı bir sistem oluşturuyor. İnanıyorum ki tedarikçiler de perakendeciler de bu projeyi destekliyorlar. Konsantramatik ürüne hızlı bir geçiş başladı." diyerek cevap veriyor.
Rakamlarla Procter&Gamble
1837'de kurulan P&G'nin 2007-2008 mali yılı cirosu 86 milyar dolar.
300 markayı bünyesinde barındıran P&G, dünya genelinde 80 ülkede 138 bin çalışana sahip. Ürünleri 140 ülkede satılıyor.
22 yıldır Türkiye'de faaliyet gösteren P&G'nin, şimdiye kadarki yatırımı 500 milyon dolar.
Dakikada 500'ü aşkın P&G ürünü Türk tüketicisiyle buluşuyor. Günde 500 tondan fazla çamaşır P&G deterjanlarıyla yıkanıyor. Türkiye'deki hanelerin yüzde 90'ında en az iki P&G markası bulunuyor. .
Kaynak: www.zaman.com.tr
Şirketi daha yakından tanımak isterseniz uluslararası sitesi
www.pg.com
www.pg.com.tr

0 yorum:
Yorum Gönder